Eğitim Alınan Bölüme Sevgi Beslememek
2020

Eğitim Alınan Bölüme Sevgi Beslememek


Eğitim alınan bölüme sevgi beslememek; öncelikle üniversite kazanma aşamasını inceleyerek yorumlamak gerekir. Çünkü aslında her şey bu noktada başlıyor. Bazı öğrenciler lise çağında belirli hedeflere sahip iken bazıları bu hedeflere sahip olmuyor. Potansiyellerini keşfedememiş öğrenciler özellikle "üniversite hayatı" denilen olguyu yaşamak amaçlı bir bölüm seçiyor. Ancak bu seçimi sınava girene kadar vermiyor. Sonuç geliyor sonuca göre belirli şehirler ve üniversiteler belirliyor, bölüm genellikle üçüncü plana atılıyor. Öğrenci, okuyacağı bölümün gelecekte nasıl bir yer edindiğini veya edineceğini bilmeden seçim yapıyor. Kendi eğilimleri ne, ne yapmaktan hoşlanıyor, ne üzerine yeteneği var bunları önceliği yapmıyor. Dolayısıyla içinden çıkılması güç bir durumun içine atıyor kendini.

Farkına Varma Aşaması

Öğrenci zamanla derslere girdiğinde, ders içeriklerini gördüğünde, bölümün meslek hayatında ona neler katacağını gördüğünde aslında bunu istemediğini fark ediyor. Bu noktada eğitim alınan bölüme sevgi beslememek, bir işkenceye dönüşmeye başlıyor. Öğrenci tasarladığı "üniversite hayatını" da tam anlamıyla yaşayamıyor çünkü onu hayatında mutsuz eden bir durum var. Sevgi beslemediği, ilgi duymadığı bir bölüm okuyor. Bu durumun maalesef ülkemizde çok fazla örneği mevcut. Öğrenci bölüm seçme ve üniversiteye hazırlanma süresince derslere, not ortalamalarına, çok iyi üniversitelere gitmeye o kadar çok zorlanıyor ki neyi beğeneceğini, neyi seveceğini, hangi bölüme sevgi besleyeceğini bilemiyor. Çok iyi okullarda okuyup sevmediği bölümde okuyan yüzlerce mutsuz insan var. Bu okullardan vazgeçip yıllarını heba eden insanlar var.

Eğitim. Boğaziçi Enstitüsü.

Çözüm Arama Aşaması

Öğrenci artık bölümü sevmediğini anladı ve beklentisinden çok aşağıda bir üniversite hayatı yaşıyor. Bu noktada artık çözüm arayışına giriyor. Yatay geçiş, dikey geçiş gibi çeşitli çözümler sunuyor sistem öğrenciye. Ancak bu çözümlerin hepsi de tam anlamıyla isteneni vermeyebiliyor. Çünkü kontenjanlar sınırlı, şartlar kısıtlayıcı. Sistemin kendisi de bu öğrenci sayısının çok fazla olduğunu biliyor ve ona göre kısıtlamalar getiriyor. Şanslı ve eskisine göre çok daha fazla azme sahip öğrenciler buralardan sıyrılıp nispeten kendilerini daha çok mutlu eden bölümlere geçebiliyor.

Ancak kalan fazlalık, çözüme ulaşamamanın etkisiyle daha da mutsuz oluyor. Sonuç olarak, psikolojik anlamda çok fazla yıpranmış bir hale geliyor. Bu durumda en son çare okulu tamamen bırakıp yeniden hazırlanmak oluyor ki bu durumda kaybedilen yılların getirdiği psikolojik yıkıntı da var. Kaybettiği yılın sonunda istediği bölümü kazanamama olasılığı da var. Bu durumda öğrenci, hayattaki hedeflerinden, isteklerinden, arzularından tamamen kopuyor.

Sonuç olarak üniversite bittiğinde, iş hayatına isteksiz, hedefsiz bir insan olarak başlıyor ve çalıştığı alanda başarılı olması imkansız hale geliyor. Lise dönemindeki tek bir hata sürekli büyüyen bir kar topu gibi daha da büyüyor ve en son öğrenciyi içinden çıkılması çok zor bir durumun içine sıkıştırıyor. 

Mesleki Gelişim. Boğaziçi Enstitüsü.

{{dil.yorumlar}}

{{yrm.yazar}}

{{yrm.baslik}}

{{yrm.yorum}}

BOĞAZİÇİ ENSTİTÜ :{{yrm.cevap}}




{{dil.yorum_ekle}}

  • {{dil.oylama_sorusu}}